3 Nisan 2015 Cuma
Ödev -1
Sanayi devrimini tamamlamış ve hatta sanayi ötesine geçmiş, dünyanın en zengin ve gelişmiş ülkeleri olarak kabul edilen Kuzey Avrupa ülkelerinde intihar oranları çok yüksek. Neden? düşünce ve görüşlerinizi en az bir A4 sayfası olmak üzere yazınız.
1 Nisan 2015 Çarşamba
Motivasyon Araştırmasında Kullanılacak Yöntemler - Ders VII
DERS VII
Motivasyon Araştırmasında Kullanılacak Yöntemler
İşletmelerin
normal zamanlarda veya ihtiyaç duyduklarında daha başarılı ve verimli bir
çalışma atmosferi yaratmak için kullanabilecekleri motivasyon araçlarını
görmüştük. Bu derste işletmemiz veya yapmak istediğimiz şey için hangi
motivasyon aracını kullanacağımız konusunda karar verebilmek için
yararlanabileceğimiz bazı yöntemleri öğreneceğiz.
1-
Davranış
Ölçekleri
Önceden
saptanan normlara göre kişilerin davranışlarının ölçülmesidir. Bu yöntemde kişinin
dikkatli bir şekilde oluşturulmuş ve standardize edilmiş bir dizi önerme
hakkında “doğru buluyorum” ya da “doğru bulmuyorum” şeklinde sözlü görüş
bildirmesi istenir. Daha sonra toplanan bu görüşler incelenir ve değerlemeye
tabi tutulur. Bu şekilde kişinin davranışları konusunda bir fikir elde edilir.
2-
Psiko-Sosyal Anket Yöntemi
İşyerindeki
riski ölçmek, çalışma saatleri, ücretler, çalışma koşulları, güvenlik vb
konularda çalışanların düşüncelerini öğrenmek ve davranışlarını anlamak
amacıyla veya kişilerin belirli koşullar altında davranışlarını, düşünce,
duygu, ilgi ve zevklerini, bilgi ve beklentilerini ölçmeyi amaçlayan ve sıkça
kullanılan bir yöntemdir. Az ya da çok miktarda yazılı sorulardan oluşan bir
test türüdür.
Aşağıdaki tabloda psiko-sosyal anket formuna bir örnek
görülüyor
|
Tam uyuyor
|
Biraz
uyuyor
|
Hiç
uymuyor
|
|||
|
Çok uzun saatler
çalışıyorum
|
|
|
|
||
|
Çalışma koşullarım çok
ağır
|
|
|
|
||
|
İşyerini evim gibi
görüyorum
|
|
|
|
||
|
Diğer çalışanlarla
anlaşamıyorum
|
|
|
|
||
3-
Verilerin
Anında İşlenmesi Yöntemi
Bu
yöntemde istek, yakınma, şikayet veya tepki biçiminde ortaya çıkan
davranışların gözlemlenmesi ya da bu konuda yazılı belgelerin değerlendirilmesi
ve analiz edilmesi söz konusudur. Bu yöntemde elde edilen verilerin anında
değerlendirilme imkanı bir avantaj olurken, ulaşan bilgi veya belgelerin doğru
ve güvenilir olması için özel olarak dikkat edilmesi gerekmektedir.
4-
Sosyometrik
Testler
Kişinin
grup içindeki yerinin, pozisyonunun ölçüldüğü testlerdir. Bu testlerle kişinin
grup içindeki etkin olup olmadığı, grubun diğer üyeleriyle olan ilişkileri
belirlenir. Bu yöntemden çalışma ortamında kişiler arası ilişkilerde ortaya
çıkan sorunların anlaşılması ve giderilmesinde yararlanılabilir.
5-
Psiko-Teknik
Testler
Psiko-teknik
ölçüm ve değerleme yöntemi belirli özellikleri olan ve yine belirli bir sistem
içerisinde toplanan testlerle kişilerin farklı yönlerini tespit eden bir
davranışsal ölçme tekniğidir. Bu
yöntemlerde yapılan değerleme çalışmaları genellikle kişiyi öz olarak tanımaya
yöneliktir. Bu amaçla çeşitli tipte testler kullanılır.
Testlerle
kişilerin düşünsel ve fiziksel düzeyi saptanmaya çalışılır. Kişinin algılama,
kavrama, olaylar ya da kavramlar arasında ilişki kurma, öğrenme, zeka, dikkat,
odaklanma, bilgi, ilgi vb düşünsel ve fiziksel yetenekleri test bataryaları
yolu ile elde edilen sonuçlar şeklinde puanlamaya tabi tutulur. Yani sayısal
ölçüm yapılır. Sonuç bu şekilde değerlendirilir.
Bu
yöntemde elde edilen sonuçlarla yani çalışan kişinin sahip olduğu tüm
yetenekler değerlendirilir. Böylece işin gerektirdiği yeteneklerin kendisinde
var olup olmadığı ya da yeterli olup olmadığı anlaşılır. Böyle bir durumda
sonuca göre çalışan ya yeniden eğitime tabi tutularak yetenek ve donanımının
geliştirilmesi yoluna gidilebilir. U şekilde işe uygun olmadığı saptananların
iş değiştirme yoluyla daha verimli olabilecekleri bir işe kaydırılmaları yoluna
gidilebilir. Böylelikle işgörenin başarılı olması kolaylaştırılır ve gereksiz
zaman kaybı veya verimsizlikten kurtulunur.
Psiko-teknik
testler daha çok kişilerin işe alımlarında kullanılır. Münhal işe başvuran
elemanlar, işin gerektirdiği tüm özellikler açısından ölçülmeye ve işe yeterli
olup olmadıkları konusunda doğru sonuca ulaşılmaya çalışılır. Ancak işte
başarısızlık olursa işe alımlardan sonra da psiko-teknik testlerden
yararlanılabilir.
Çalışanlar
bu yöntemle aldıkları puana göre kendilerine en uygun pozisyona yerleştirilme
şansına sahip olurlar. Öte yandan işletme aradığı pozisyon için en uygun kişiyi
seçme fırsatını bulurlar.
Başarının
işe duyulan ilgi ve işin gerektirdiği donanım ile çalışanın sahip olduklarının
uyumuyla doğru orantılı olduğu düşünülürse kişinin arzu ettiği işte çalışmasını
sağlamanın verimi artırdığı kuşkusuzdur. Dahsı yeteneklerinin altında ya da
üstünde bir işte çalışmak işgörende stres ve isteksizlik yaratır.
6-
Dilek
Kutusu
En
eski yöntemlerden birisidir. oldukça basit bir yöntemdir ancak ciddiye alınırsa
iyi sonuçlar verir. Bu yöntemde işletme içerisinde belirli noktalara dilek
kutuları yerleştirilir. İşgörenler kimliklerini ortaya koymadan çalışma
ortamlarıyla ilgili şikâyet, öneri, hayal kırıklığı ya da beklentilerini yazılı
mektuplar halinde yönetenlere bildirebilirler. Bu yöntemin uygulanmasında
hiçbir zorlayıcı unsur yoktur. Çalışanlar görüşlerini bildirip bildirmemekte
tamamen özgürdürler. Elbette dilek kutuları göstermelik olarak
yerleştirilmemeli, kutuya atılan mektuplar değerlendirilmelidir. Eğer sağda
solda dilek kutuları varsa ancak aylar, yıllarca hiç açılmaz, atılan mektuplar
değerlendirilmez ise inandırıcılığını yitirir ve çalışanlar üzerinde işletme
yönetimine karşı güvensizlik doğmasına yol açar. O yüzden kullanılmayacaksa
dilek kutusu konmamalıdır.
7-
Kişisel
Görüşme
Motivasyon
araştırmalarında kullanılan en etkili yöntemlerden biridir. Kişisel görüşme çalışanların davranış
yapılarını, ihtiyaçlarını ve isteklerini bilip, anlama, onları yakından tanıma
olanağı sunar. Çalışan açısından ise kişisel görüşme istek ve şikayetlerini
açık bir şekilde ve doğrudan yönetici kadroya aktarabilme imkânı verir.
Ancak
çalışan sayısı fazla ise hepsinin görüşlerini ayrı ayrı almak hem güçtür hem de
oldukça zaman alıcı bir iştir.
8-
Klinik
Görüşme (İşyeri Psikoloğu)
Hiç
unutulmamalıdır ki çalışanlar sadece “çalışan” değil aynı zamanda evi, ailesi,
sağlık sorunları, korku ve kaygıları olan insanlardır. Sabah işe gelirken özel
hayatlarına dair her türlü sorun da yinelenerek onlarla birlikte gelir.
Yöneticilerin işyerindeki sorunlarla olduğu kadar çalışanların işletme dışından
getirdiği sorunları da bilmesi ve onlarla ilgilenmesi gerekir. Ancak işletme
yönetiminin bu alana ayıracak zamanı olmayabilir. Böyle durumlarda işletme
işyerinde bir psikolog istihdam etmeyi seçebilir.
Psikolog
çalışanın işine yansıyan ve kaçınılmaz olarak verimi düşüren bu tür özel veya
işyerine ait sorunları belirli saatlerde dinler ve danışanıyla birlikte bu
sorunların kaynağını anlayıp çalışana göstermeye çalışır. Bunun sonucunda
sorunlar çözümlenmeye çalışılır.
Bu
yöntemde de işgöreni zorlayan hiçbir unsur yoktur. Çalışan psikoloğa eğer
kendisi arzu ediyorsa gider. Zaten terapi yani psikolojik görüşme ancak sorunu
olan kişi bunu arzu eder ve belli bir süre boyunca sürdürürse faydalı
olabilecektir.
Klinik
görüşmeyi diğer bütün görüşme yöntemlerinden ayıran özellik standart sorulardan
tamamıyla uzak, son derece özgür, hiçbir konu ya da tema sınırı olmaksızın ve
en ufak bir zorlama olmadan yapılmasıdır. Çalışan istediği zaman ve istediği
konu hakkında psikologdan klinik görüşme talep edebilir.
En
kısa sürede sağladığı fayda görüşmeye gelen çalışanın en azından daha az
gerilim ve daha ılımlı bir ruh haliyle görüşmeden ayrılmasıdır. Dikkatle
dinleyen birisine konuşmak, çağımızda başlı başına bir terapi olabilmektedir. Psikolojik danışman ve çalışan arasında
gerçekleştirilen klinik görüşme süreç sonunda sorunlara çözüm getiremese dahi
çalışanların psikolojik bir rahatlama yaşamalarına olanak sağlayacaktır. Burada
çalışanlar yani klinik görüşmeye talip olanlar açısından dikkat edilmesi
gerekli husus psikolog karşısında tamamen dürüst olarak, duyguların ve düşüncelerin
samimiyetle aktarılması gerekliliğidir. Elbette psikolojik danışman ya da
psikolog da işinin ehli, sır tutan, çalışanları yönetime karşı deşifre etmeyen
kişiler olmalıdırlar.
Son
derece değerli bir ölçme, değerleme yöntemi olmakla birlikte önemi pek fazla
abartılmamalıdır.
Metaprogramlar ve Motivasyon
Metaprogramlar,
yönetimde, projelerde, takım oluşturmada, satış ya da pazarlama ekibi
oluşturmada, işe eleman alırken ya da liderlik çalışmalarında son derece önemli
yöntemlerdir.
Metaprogramlar
insanların neyi, nasıl yaptıkları sorusuna cevap verir. Yöneticinin çalışanları
tanıması onları işbirliğine ikna etmekte, onlarla iyi bir iletişim kurmada ve
onları daha etkin bir şekilde yönetmede son derece etkilidir. Metaprogramlar
bilinçdışı davranış ve iletişim mesajlarını yönlendirir.
a)
Yaklaşan
– Kaçan
Bazı
kişileri motive eden şey bir şeye ulaşmak iken, başka bazıları için motivasyon
konusu bir şeyden kaçmaktır. Bir başka anlatımla, bazılarını zevk, bazılarını
ise acı ya da korku harekete geçirir. Sonuçta elde edeceği zevke motive olan
kişi ne istediğine bakar. Acı ya da korkunun motive ettiği kişinin motivasyonu
ise ne istemediğidir.
Yaklaşan-kaçan
metaprogramı kişinin motivasyon yönünü belirler. Bunun için şu soruların
sorulması gerekir: bunu (işi) niçin istiyorsun? Neden?
Yaklaşan
insanlar proaktiftirler. Ne istedikleri önemlidir. Ödüller ve amaçlar
önemlidir.
Kaçan
insanlar reaktiftirler. Motivasyonları problemlerdir. Onlar sorunsuz bir iş,
sorunsuz bir hayat isterler. Proaktiflerin ve reaktiflerin sıkça kullandıkları
dil de farklıdır. Yaklaşan (proaktif) kişiler, amaçları, hedefleri, yapılması
gerekenleri, bir şeyin nasıl olması gerektiğini konuşurlar. Kaçan (reaktif)
kişiler ise, durum, atmosfer, kişiler, engellerden bahseder.
Yaklaşan
kişiler tutkulu, hayal gücü yüksek, geniş bakış açısına sahip olurken, kaçanlar
gerçekçi, kılı kırk yaran, ayakları yere basan kişilerdir.
|
Yaklaşan
|
Kaçan
|
|
Başarmak, ödül, takdir, amaçlar
Yaklaşarak motive olurlar
Tutkulu, hayal gücü yüksek, bakış
açısı geniş
Görsel ve proaktif
|
Problemi yaşamamak
Kaçarak motive olurlar
Ayakları yere basan, gerçekçi,
ayrıntıcı
İşitsel ve dokunsal
|
Bir
yönetici, spor antrenörü ya da insan kaynakları uzmanı hangi bölüme, hangi
pozisyona kimin alınacağına ya da hangi elemanın nereye yerleştirileceğine
onların motivasyon stratejilerine bakarak karar verebilirler.
Yaklaşan
– Kaçan metaprogramını anlamak için sağ beynin mi yoksa sol beynin mi
kullanıldığını bilmek yardımcı olacaktır.
Yaklaşanların
çoğunda sağ beyin baskınken, kaçanların çoğunda sol beyin baskındır.
Yöneticilere önerilen yollar çalışanlara çeşitli “havuçlar” göstermeleridir.
Havuç yani ödül, haz odaklı kişileri motive edecektir. Gelecek için yükselme,
terfi vaadi, ikramiye, parasal ödüller hazza odaklı (yaklaşan-Proaktif)
kişileri motive eder.
Acıdan
kaçma odaklı kişilerin motivasyonu başlarının derde gireceği, bir problem
yaşayacakları korkusudur. Örneğin; bu iş belirlenen tarihte tamamlanmaz ve
teslim edilmezse işletme parasal krize girebilir ve maaşımı alamayabilirim.
Veya iş zamanında bitmezse iş yerindeki konumunu kaybedebilirim vb (havuç değil
sopa) “sopalar” acıdan kaçma odaklı (reaktif-sol beyin baskın) kişilerin
motivasyonunda daha etkilidir. Rahatlık “kaçan” kişiler için motivasyon
düşürürcüdür. Sorunsuzluk ve rahatlık onları motivasyondan uzaklaştırır.
Yaratıcılık,
vizyon, misyon vb hedefleri belirleme gerektiren işlere hazza odaklı kişiler
uygundur. Mümkün olanın istendiği, gerçekçilik, temkin, ayakların yere basması,
ayrıntılara dikkat edilmesi gereken işlerde ise acıya odaklı kişiler
seçilmelidir.
Motivasyon
stratejisini ortaya çıkarmanın en kestirme yolu kişiye bu sabah onu yataktan
kaldıran şeyin ne olduğunu sormaktır. “İşe gitmezsem maaşımdan kesilir” diyen
acıya odaklıdır. Çalışmak beni canlı tutuyor, işimi seviyorum cevabı ise bize
karşımızdakinin “hazza” odaklı olduğunu göstermektedir.
a)
İç
Referanslılar ve Dış Referanslılar
İç
referanslarını kullanan kişiler kendi görüşleri ve inançları doğrultusunda
hareket eder ve kendi kararlarını kendileri alırlar. İçsel referansa sahip
kişiler lider ruhludurlar. Yönetmekten, hükmetmekten hoşlanırlar.
Dış
referanslılar yönlendirilmeye ve genellikle bir karar almadan önce başkalarının
görüşlerini almaya gerek duyarlar. Kişilerin iç referanslı mı, dış referanslı
mı olduklarını anlamak istiyorsak onlara iyi bir iş yapıp yapmadıklarından
nasıl emin olduklarını sorabiliriz.
İç
referanslı olanlar, elbette iyi yapıyorum, işi biliyorum vb cevaplar verirken,
dış referanslılar; iyi yaptığımı herkes biliyor, bir çok ödülüm var, falancaya,
filancaya sor gibi cevaplar vereceklerdir. Dış referanslılar ekip
çalışmalarında iyidirler, kuralları severler ve aldıkları görevi mutlaka
tamamlamak isterler.
İç
referanslı kişileri motive eden şeylerle dış referanslı kişileri motive eden
şeyler farklı olacaktır. İç referans kullananları motive ederken “bu tam senin
yapacağın iş, bunun altından başarıyla kalkacağını benim kadar sen de
biliyorsun” gibi cümleler kullanmak gerekir. Oysa dış referanslı kişiler için
“buradaki herkes senin bu işi yapabileceğine inanıyor, ben de sendeki gücün
farkındayım” gibi cümleler uygundur.
|
İç
Referanslılar
|
Dış Referanslılar
|
|
|
Ben hayattan ne istiyorum
İyi yapıyorum. İyiyim.
Ben yaptığımı beğeniyorum
|
El âlem ne der
Yaptığım beğeniliyor
İyi yaptın diyorlar
|
|
Müşteri
hizmetleri ve halkla ilişkiler gibi alanlarda ve insan merkezli tüm işlerde
çalışanların dış referanslı olmaları daha uygun olacaktır. İç referanslı bir
yönetici, başkalarından gelen tepkilere (olumlu/olumsuz), eleştirilere önem
vermeyeceği, dikkat etmeyeceği için geri bildirimleri değerlendiremeyecektir.
Ayrıca kendisi de çalışanlarını takdir etmekte cimri davranacaktır. Performansı
artırmak, gidişatı görmek ve bilmek için geribildirim çok önemlidir.
İçsel
referanslı kişilerin başkalarıyla az ilişki içinde olabileceği, denetimin çok
sıkı olmadığı, somut sonuçların ortaya çıkmasının gerekli olmadığı işlerde
çalışmaları uygundur. İçsel referanslarıyla kararlar alan, tercihlerde bulunan
insan her şeyi başkalarına doğrulatmak zorunda kalmadan, böyle bir ihtiyaç
duymadan, genellikle “içinden” bilir ya da “doğru yolda olduğunu hissedebilir”.
b)
Eşleşenler
– Eşleşmeyenler
Bu
metaprogram karşılaştırma yaparken kullanılır. Bazı insanlar ortak noktalara bazıları
da farklılıklara odaklanırlar.
Beynimiz
bilgiyi ilk etapta iki kategoride algılar; benzerlikler ve farklılıklar. Bu
insanların bir şeyin diğerleriyle ya aynı, ya benzer ya da diğerlerinde farklı
olduğuna dikkat ettiği anlamına gelir. Ancak bu ayrımı bilinçle yapmazlar.
Benzerliklere
odaklananlar sorun çıkarmazlar, kibardırlar, uzlaşırlar. Bu yüzden tercih
edilirler. Olayların farklı yanlarından çok ortak yönlerini gördükleri için
kolay iletişim kurarlar. Değişiklikten hoşlanmazlar. Değişikliği çoğu zaman
tehdit olarak algılarlar. Güven ve sadakat onlar için çok önemlidir.
Farklılıklara odaklananlar yani eşleşmeyenler aykırı kişiler olarak kabul
edilirler. Risk alırlar. Rutin onların dayanamayacakları şeydir. Onlar “yeni”,
“farklı” ve “değişik” olana ilgi gösterirler ve motive olurlar.
Eşleşenlere
yapacağı bir işin daha önce yaptıklarına benzediğini söylemek motive olmaları
için yeterlidir. Eşleşenler “aynen”, “gibi”, “benzer” olandan motive olurlar.
Kişilerin
çalışacakları işin kendi metaprogramlarına uygun olması başarı ve
verimlilikleri açısından önemlidir.
Eşleşenler
satın alma alışkanlıkları bakımından bilinen, alışık oldukları şeylere
yönelirken, eşleşmeyenler yeni ya da farklı olan şeylere ilgi duyacaklardır.
İş
yaşamında, yönetici seviyesinde “eşleşmeyenler” daha yararlıdır.
c)
Girişken-Tepkisel/Proaktifler-Reaktifler
Proaktif
insanlar; sorumluluk alırlar. Kendi değer ve inançları doğrultusunda
davranırlar. Riski severler ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenirler. Aktif
kişilerdir. Değerleri duygulardan üstün tutarlar. Anlık dürtülere yenilerek
ilke ve değerlerini harcamazlar. Fiziksel ve toplumsal çevrelerinden
etkilenmezler. Eğer durumlarından memnun değilseler başkalarını, çevreyi ya da
toplumu suçlamazlar. Bu durumun kendi kararları sonucunda oluştuğunu
düşünürler. Proaktif kişiler kendi kendini motive edebilen, girişken
kişilerdir. Görsel insanlar proaktif olurlar.
Reaktif
insanlar; davranışlarının sonuçlarından kendilerini değil başkalarını,
olayları, koşulları sorumlu tutarlar. Davranışlarının temelinde duygusal
güdüler yatar. Duygusal yaşamlarında (bilinçdışı olarak) mutsuzluğu seçerler ve
başkalarının kendilerini üzmesine fırsat verirler. Reaktif insanlar edilgendir.
Hiçbir zaman olayların gelişiminden kendilerini sorumlu tutmazlar. Türk insanı
temelde dokunsal olmanın da etkisiyle reaktiftirler.
d)
Kurallılar
– Kuralsızlar
Bağımsız
insanlar kurallara pek uymazlar. Kendi değerlerini ön planda tutarlar.
Kuralların kendilerine uydurulmasını isterler. Değişikliklerde hoşlanmazlar.
Kurallı
insanlar için en önemli unsur belirlenmiş kurallar içerisinde görev yapmak
önemlidir. Risk almazlar ve kuralların dışına çıkmamayı tercih ederler.
İş
dünyasında kuralsızlar, kendi yaratıcılık ve kurallarını ortaya koyabilecekleri
şartlarda çalışmayı severler ve başarılı olurlar.
Kurallılar
ekip işlerinde başarılıdır. Kuralların baştan bilinmesini isterler. Çalışma
ortamı rahat, sıcak, güvenli olduğu sürece ve iyi bir maaşla uzun yıllar aynı
iş yerinde görev yapabilirler hatta aynı işte emekli oluncaya kadar çalışırlar.
Oysa
kuralsızlar ekip çalışmalarında huzursuz olurlar. Başkalarına bağımlı olmak
onları rahatsız eder.
Girişimcilik
ruhu bağımsız ve kuralsızların özelliğidir ancak işletmenin sorunsuz bir
şekilde, bir saat gibi tıkır tıkır çalışması da kurallılar sayesinde olur.
Kuralsız
insanlar yüksek maaş ve iyi statülerde olsalar dahi çalışma ortamlarında kendilerini
özgür hissetmiyorlarsa o işi terk ederler. Onlar için iş özgürlüğü unvan ve maaştan
önce gelir.
Kurallılar
sorgulamadan kurallara uyarlar. Kuralsızlar mevcut kurallarla ilgilenmezler.
29 Mart 2015 Pazar
Motivasyonda Özendirici Araçlar - Örgütsel ve Yönetsel Araçlar
Motivasyonda
Özendirici Araçlar – Ders V
Örgütsel ve
Yönetsel Araçlar
1-
Amaç Birliği
İşletmenin
amacı kâr ve büyümedir demiştik. İşgörenlerin amacı ise emeklerinin
karşılığında hak ettikleri bir ücreti alabilecekleri, düzenli ve adil bir
iştir. İşte bir işletme yöneticisinin en önemli işlevi bu iki amacı ortak bir
noktada buluşturup işgören ve işletme arasında amaç birliği yaratmaktır.
İşletmelerin,
örgütlerin belirli amaçlara ulaşmak için oluşturulmuş mekanizmalar, araçlar
olduğu düşünülürse örgütsel başarının sağlanmasının insanca yolunun insanı
sömürmekte değil insanın değer ve yeteneklerinin adil bir şekilde üretime
katılmasında olduğu görülecektir. Başka türlü ifade etmemiz gerekirse
işletmeler “insanın sağlığı” ya da “insanın mutluluğu” hatta “insanın hayatı”
pahasına kâr etmek ya da büyümek yoluna gitmemelidirler. Böyle bir tutum bir zaman sürdürülse bile
daha sonra başarısızlığa ve toplumsal çöküşlere yol açacaktır. Böyle bir tutum
mutlak surette iş barışının kurulmasını engelleyecek ve bu çatışma toplumsal
katmanlara da yayılacaktır.
Oysa
çalışanların yetenek ve yaratıcılıklarının hak ettikleri ücret karşılığında
üretim sürecinde yerini alması demek çok uzun süreler boyunca, verimli,
sağlıklı ve mutlu iş ortamlarının yaşaması demektir. Bu durumda hem işletme hem
işgörenler kazanacaktır.
Yöneticiler
hiç unutmamalıdırlar ki insan sadece aklıyla ve ekonomik çıkarlarıyla
değerlendirilebilinecek bir varlık değildir.
İnsan aklından çok duygularıyla hareket eden, sosyal ve psikolojik bir
varlıktır. Bütün bu insani özellikler yani duygular, hırs, öfke, hayal
kırıklığı, kıskançlık, yaratıcılık, mutluluk, coşku, kızgınlık, derin arzular
vb biçiminde ifadesini bulur. Bunlar da hiç kuşkusuz topluluk içinde, çalışma
ortamında grubu oluşturan kişilerin birbirlerini karşılıklı bir şekilde
etkilemeleri sonucunu doğurur. Yani iş ortamında oluşan atmosfer büyük ölçüde
orada bulunan insanların etki/tepki yoluyla oluşturdukları duygu durumunun
gruba hakim olmasıyla karakterize olur.
Bu
da iş barışını,işletmenin çalışmasını, işleyiş biçimini ve nihayet iş barışını
ve verimi etkiler. İş ortamına hakim olan atmosferin karakterine göre
verimlilik ve kâr oranı artar ya da düşer.
Unutulmamalıdır
ki tarihsel süreç içerisinde işgörenlerin insani yönleri dikkate almadan
yapılan düzenlemeler başarısızlığa uğramıştır. İşgörenlere sadece parasıyla
emeği satın alınan varlıklar olarak bakıldığı dönemlerdeki sömürü ve insana
yakışmayan kötü çalışma koşulları toplumsal bellek tarafından mahkûm edilmiştir
ve çağımıza taşınmaması için önemli mücadeleler verilmiştir.
2-
Yetki ve
Sorumluluk Dengesi
İşletmeler
kâr ederek sürekli büyümek için kurulurlar. Büyümesini sürdüremeyen işletme
başarısız bir işletmedir ve eninde sonunda büyüyen işletmeler tarafından
yutulmaya mahkumdurlar. Öte yandan sürekli
büyüyen bir işletmede sorunlar da büyür ve çeşitlilik kazanır. İşte bu durumda
işletme organizasyonunda yeni düzenlemelere gidilmesi ihtiyacı doğar. Doğal
olarak işletme ilk kurulduğu yapısını koruyarak gittikçe büyüyen ve çoğalan
sorunlarla başa çıkamaz. Bir tek yöneticinin ya da bir grup yöneticinin büyüyen
işletmenin sorunlarına yetişebilmesi, artan iş hacmini kontrol edip,
yönetebilmesi mümkün değildir.
İşte
bu nedenle işletmeler belirli zaman aralıklarında ya da belirli bir büyüklüğe
ulaştıkları zaman yetki ve sorumluluk dağılımını yeniden gözden geçirerek,
dengeyi sağlamak için yeni düzenlemelere gitmelidirler.
Bu
noktada en etkin çözüm yukarıdan aşağıya doğru yetki göçerilmesidir. Üst
yöneticiler kendi kapasitelerini aşan işleri bir alt basamaktakilere
aktarırlar. Gerekli görürse bir alttaki yönetici de bir kısım işlerini daha alt
basamaktaki çalışanlara aktarırlar. Böylelikle yetki dağılımı yukarıdan aşağıya
doğru yeniden yapılandırılır ve dengeli bir yönetim sağlanır.
İşletmeler
merkezcil ya da merkezcil olmayan yapılarda yönetilebilirler. Merkezcil yapılar
kapalı, tutucu ve otoriter bir anlayışın ürünüdür. Bur modelde tüm yetki üst
karar mercilerinde toplanır ve alt basamaklara yetki verilmez. Bu yöntemde
karar alma mekanizması oldukça yavaş işler. Az sayıda yönetici işgörenleri
yönetir ve sıkı bir denetim altında tutar. Yetki devretmekten kaçınırken
sorumluluğu olabildiğince geniş bir kesime yaymaya çalışmak bu yönetim
modelinin özelliğidir. Bu durumda ortaya yetki ve sorumlulukta dengesizlik ortaya
çıkar.
Çağdaş
işletmeciler merkezcil yönetim modelini tercih etmezler. Onlar merkezcil
olmayan modeli yerleştirmeye gayret ederler. Merkezcil olmayan işletmelerde
işgörenlere kendi yetki alanları içinde bağımsız karar alma özgürlüğü tanınır.
Yetkisini kullanan işgörene güven duyulur. İşgören için en iyi eğitim ve
gelişme yolu sorumluluk almaktır.
3-
Eğitim ve
Yükselme
Çalışanların mesleki ve teknolojik bilgileri
günü gününe alıp kendini geliştirmesi için işletmelerde eğitim gereklidir.
İşletmenin bırakın büyümeyi varlığını sürdürebilmesi için dahi yeni bilgi ve
teknolojik gelişmeleri bünyesine katabilmesi şarttır. Örgütün bu yeni şartlara
uyumu personelin gerekli donanıma yani bilgi ve eğitime sahip olmasıyla
mümkündür.
Elbette
yeni bilgi ve teknikleri öğrenerek kendini geliştiren ve işletme varlığına
değer katan çalışanların bunun sonucunda yükselmesi söz konusu olacaktır. Eğitim
çoğu zaman yükselmenin bir aracı ya da basamağı olarak değerlendirilir.
İşletmede
yükselme olanakları kullanılırken kıdem ve liyakat da göz önünde
bulundurulabilir. İster kıdem ve liyakat, isterse de eğitim ve teknolojik
donanım göz önünde bulundurularak yükselme politikası belirlensin esas dikkat
edilmesi gereken işgörenler arasında ayırım ve kayırma yapılmaksızın terfi
imkanlarının kullanılmasıdır.
4-
Kararlara
Katılma
Bu
kavram işletme içinde demokrasinin varlığıyla ilgilidir. Yani işletme içinde
işgörenleri yakından ilgilendiren kararlar alınmadan önceki süreçlere
işgörenlerin katılmasının sağlanması söz konusudur. Diyelim ki işletme farklı
bir kentte yeni bir şube açacaktır. Ve merkezden bir kısım çalışanın şubeye
kaydırılması gerekmektedir. Böyle bir durumda işletme yönetimi masa başında,
önlerinde çalışanların isimlerinin durduğu bir liste ile bir takım kararlar
alır ve bunu çalışanlara bildirirse burada işgörenin karara katılımından söz
edilemez. Oysa çalışanlarla görüşülerek, kimin yeni şubede görev almakta
istekli olduğu ya da istekli değilse isteksizliğinin nedenleri, bu konudaki
tereddütleri anlaşılır, giderilir ve ondan sonra kimlerin gideceğine karar
verilirse burada katılımcılıktan söz edilebilir.
Kararlara
işgörenlerin katılması alınan kararın uygulanmasını da kolaylaştıracaktır.
İşgörenlerin tepkisini toplayan kararlar uygulamada sorun çıkmasına, kararın
tam olarak uygulanamamasına ya da zaman kaybına yok açabilir.
Ayrıca
işgörenlerin karar alma süreçlerine katılmaları alınan kararın doğru olma
olasılığını artıracaktır. Çünkü işgörenler daha ayrıntılı ve geniş bir bakışla
soruna ya da ihtiyaca cevap olacak kararın üretilmesinde son derece etkili
olacaklardır.
İşletme
yöneticilerinin kararların sağlıklı olması kadar demokratik bir nitelik
taşıması konusunda titiz olmalıdırlar. Bu şekilde ancak alınan kararın
uygulanmasında işgörenleri desteği alınabilecektir.
5-
İletişim
İşletme
içinde kurulan iletişim sistemi işgörenlere ihtiyaç duydukları bilgileri
aktarmaya elverişli bir yapıda olmalıdır. İşletme ile ilgili tüm kararlar ve
düzenlemeler işgörenlerde ilgi ve merak uyandırır. Yeni bir şubenin açılması
veya var olan şubelerden birinin kapatılması, yeni bir iş alanına girilecek
olunması, yönetim kademelerinde değişiklik ya da işletmenin yeni ortaklar
alması, el değiştirmesi, bir başka şirket ile birleşmesi vs gibi haberler
çalışma ortamında bir dalgalanma yaratır. Doğal olarak yeni gelişmenin kendi
durumları ile ilgili ne gibi değişikliklere ya da sonuçlara yol açabileceği
merak edilir. İletişim kanalları doğru ve açık olan işletmelerde, bu tür
tedirginlik yaratan belirsiz durumlar, iş verimini düşürecek ya da ciddi
sorunlara yol açacak boyutlara ulaşmazlar.
İşletmede
iyi bir sosyal yapının oluşması ve insancıl ilişkilerin gelişmesi için
yukarıdan aşağıya olduğu kadar aşağıdan yukarıya doğru ve hem yatay hem de
dikey iletişim kanallarının sürekli açık olmasına bağlıdır. Bu çalışma ortamına
hakim olan atmosferin çok iyi olmasına yol açar.
Bütün
bunların yanında çalışanların kendi aralarında oluşturdukları doğal iletişim
kanalları da varlığını sürdürür. Klasik yönetim tarzını benimseyen, merkezcil yöneticiler
doğal kanallardan rahatsızlık duyarlar. Ancak bugün artık doğal iletişim
kanallarının sanıldığı gibi zararlı olmadığı ortaya çıkmıştır. Gerekli olan
yöneticilerin bu kanalları iyi ve etkili bir şekilde yönlendirmesidir. Bu tür
iletişim kanalları iyi yönlendirilebilirse işgörenler arasında arkadaşlık,
güven ve dayanışma yaratacağı gibi aynı zamanda örgüt içinde işbirliği, dayanışma
ve iyi bir sosyal atmosfer de yaratacaktır.
Motivasyonda Özendirici Araçlar - Ders V
Motivasyonda
Özendirici Araçlar (bir önceki ders notlarından
devam)
Psiko Sosyal
Araçlar
-Çalışmada
Bağımsızlık
-Sosyal
Katılma
-Değer
ve Statü
-Gelişme
ve Başarı
-Çevreyle
Uyum
-Sosyal
Etkinlikler
3- Değer ve
Statü
Yönetici,
çalışanları sosyal ve duygusal bir varlık olarak, çok çeşitli ihtiyaçları,
beklentileri, kaygı ve korkuları olan bir varlık, kısaca insan varlığı olarak
görür ve onlarla buna dayalı bir ilişki biçimi geliştirir. Ya da böyle
olmalıdır. Onların bu özelliklerine bakarak çalışma ortamı içerisinde
kendiliğinden kurulan çeşitli gruplaşmalara, yakınlıklara ve ilişkilere olumsuz
yaklaşmaz. Bunların insan toplulukları içerisindeki doğal süreçler olduğunu
bilir ve kabul eder.
Aynı
zamanda yönetici, çalışanların şu veya bu grupla olan ilişkisinde hangisiyle
daha yakın ya da sıcak ilişkiler geliştireceği konusundaki tercihlerine de
saygı duyar. Aynı şekilde işgörenlerin kişiliklerine ve yaptıkları işlere, bu
işi yapmak için varsa önerilerine ve iş ortamıyla ya da işin yapılma
biçimi/metoduyla ilgili görüşlerine değer vermelidir.
İnsanların
her zaman ve her yaşta takdir edilmeye, değer görmeye ihtiyacı vardır. İş
ortamında bu çalışanın kendine olan güveninin artmasına ve emeğine saygı
duyulduğunu bilmenin verdiği iç huzuru için son derece gereklidir. İşgörenin bu
duygusal ve kendini gerçekleştirmeye yönelik ihtiyacına doğru temelde cevap
verilmesi işletmede başarıyı getirecektir.
Statü,
kişinin çalışma ortamındaki formel yerine işaret eder. Yani kişinin örgüt
yapısı içerisinde tuttuğu yerdir. Yöneticiler
çalışanlarına verdikleri statüde bunun hiyerarşik bir yapıdan çok işlevsel bir
yapıda olmasına dikkat etmelidirler. Yani sadece kağıt üstünde ya da yetki ve
sorumluluk dengesinin iyi kurulmadığı bir statü beklenen motivasyonu
gerçekleştirmede etkisiz kalacağı gibi ilgili kişi ve diğerleri üzerinde
olumsuz etki de yapabilecektir.
Bütün
bu yapı içerisinde her işgörenin kendi yaptığı işi daha iyi yapabilmek için
azmetmesi arzu edilir bir şeydir. Zaten başarının ödüllendirilmesi de buna
yöneliktir. Ancak yöneticinin burada dikkat etmesi gereken husus yaratılan
atmosferin çalışanlar arasında yıkıcı bir yarışmaya yani rekabete dönüşmemesi
olmalıdır. Tatlı bir yarışma, daha iyi yapma ve ödüle ya da beklediği statüye
kavuşma arzusu asla çalışanların birbirlerine düşman kılınacakları ve
birbirlerinin işini baltalamaya çalışacakları düşmanca bir atmosfere
dönüşmemelidir.
Yöneticilerin
asla göz ardı etmemesi gereken bir diğer mesele insanların aynı olmadığıdır.
Dolayısıyla her işgören “kendi”dir ve diğerlerinden farklıdır. Dolayısıyla bu
tür güdülerin etkisi herkeste farklıdır. Bazıları için beğenilmek, takdir
edilmek, ödüllendirilmek çok önemliyken başka birisi için sakin ama doyurucu
bir çalışma temposu ve bunun sürekliliği yeterlidir.
4- Gelişme ve
Başarı
Şunu
rahatlıkla söyleyebiliriz ki bir işletmede başarı ancak o işletmenin
çalışanlarının başarısıyla mümkündür.
Çalışanları kendi kişilik özellikleri ve potansiyelleri çerçevesinde
tanıyıp, onlara yeteneklerini geliştirme ve başarılı olma olanakları sağlandığı
sürece çalışan işletmeyle olan ilişkisi
son
derece sıcak olacak ve bağlılık üzerinden kurulacaktır. Ancak böyle bir atmosfer çalışana örgütü
tarafından sömürülmediği duygusunu verir ve işletmeyle arasında güven temelli
bir bağlılık oluşur. Elbette bütün bunlar da onun işindeki başarısının artması
demektir.
Elbette
bir kimsenin belli bir işteki başarısı ve göstereceği performansın yüksekliği
onun bu işle ilgili sahip olduğu amaçların varlığına bağlıdır. Burada amaç bu
işyerinde belli bir statüyü hedeflemektir elbette. İşte çalışanın bu amaçlarına
varmakta tutarlı ve azimli bir şekilde çabasını sürdürmesi iş ortamının tutarlı
ve sağlıklı bir idari düzene sahip olmasıyla yakından ilgilidir.
5- Çevreyle Uyum
İşgören
çalıştığı çevrenin sadece fiziki koşullarıyla değil sosyal ve psikolojik
koşullarıyla da belirli bir uyum içinde olmak durumundadır. Çalışma yaşamına
atıldığı anda, çalışma arkadaşları, üstleri varsa astları ve diğer personel ile
en kısa sürede kaynaşmalıdır. Bu nedenle tanışma, onları tanıma ve kendini
tanıtma çabasında yalnız bırakılmaması uygun olur. İşyerinde bununla görevli
eleman ya da bizzat üstün kendisi veya bu konuda yetenekli ve gönüllü bir eski
çalışan görev üstlenmelidir. Böyle bir tedbir alışma süresini en aza indirir ve
iş ortamına yeni geleni hem rahatlatır hem de ilk anda işletme ile ilgili bir
güven oluşmasına neden olur.
İşgören
girdiği iş ortamının geleneklerine, alışkanlıklarına ve iş düzenine en kısa
sürede uyum sağlamak durumundadır. Bu şekilde yabancılık duygusu geliştirmez ya
da bu duyguyu kısa zamanda üzerinden atar.
Unutulmamalıdır
ki tıpkı okullarda vb sosyal ortamlarda olduğu gibi iş yerlerinde de var olan
gruplar yeni gelene ilk anda kuşkuyla bakabilirler ya da temkinli (mesafeli)
durabilirler. Yeni geleni içlerine
almaları ve kendilerinden biri olarak görmeleri için belli bir sürenin geçmesi
gerekebilir. İşte yukarıdaki tedbirler yani yeni gelenin iş ortamına
tanıtılması ve iş yerinin gezdirilmesi bu anlamda da olumlu etki yapacaktır.
Bu
konuda en etkili yaklaşımı sergileyecek olanlar yöneticilerdir. O yüzden
yönetici bu “ilk” adımı ciddiye almalı ve üzerinde durmalıdır. Yeni gelene ya da yer değiştirene çıkabilecek
her türlü problemi çözmede, iletişim ve kabul görme konusunda yaşanacak
sorunları aşmada yardımcı olmalıdır. İşgörene ihtiyaç duyabileceği bilgiler
yeterli oranda verilmeli ve onu çalışma ortamının bir üyesi olarak kabul
görmesini ve kendisini de oranın bir parçası olarak hissetmesi için gerekli
düzenlemeler yapılmalıdır.
6- Öneri Sistemi
İşletme
içinde demokrasinin varlığı iş barışı ve verim açısından son derece önemli bir
etkendir. Çalışanların düşünce ve önerilerini açıkça ve özgür bir biçimde
ortaya koyabilmeleri demokratik yapının varlığının göstergesidir. Elbette
ortaya konulan görüş ve önerilerin ciddiyetle değerlendirilmesi ve uygun
olanların hayata geçirilmesi bu anlamda işletme yönetiminin samimiyetini
gösterecektir. Bu tür bir atmosferin işletmede egemen kılınması yöneten ve
yönetilenler arasında iyi bir iletişimin yerleştiği anlamına gelir.
İşgören
ve yönetici arasındaki bu iletişim kanalı önerinin reddedilmesi ile sekteye
uğramamalıdır. Burada yöneticinin şiarı “Gerektiğinde öneriyi reddet ancak
öneriyi sunanı reddetme” olmalıdır. Samimi ve hakkıyla bir değerlemeden sonra
reddedilen öneri işgören tarafından anlaşılacaktır. Ancak sırf çalışanlara
demokrasi duygusunu vermek amacıyla yani iş ola konmuş öneri sisteminin ters
tepeceği akıldan çıkarılmamalıdır. Yani işletme öneri sistemini hakikaten ve
içtenlikle değerlendirip uygulamaya koyacaksa getirmelidir. Aksi halde hiç
getirmemelidir.
Şeffaf
ve demokratik bir işletme yapısı içerisinde çalışanlar düşünce ve görüşlerini
varsa yeni buluşlarını ya da işletme için uygun gördükleri bir yeniliği
cesaretle üstlerine aktaracaklardır. Böylece işletme yönetimine de katılmış
olacaklar ve bu çalışanların iş yaşamındaki tatminini artıracaktır.
7- Sosyal
Uğraşlar
İşletme
içindeki dayanışmayı ve bağlılığı güçlendirmek amacıyla örgütler çeşitli
etkinlikler düzenleme yoluna gidebilirler. Bunları kısaca özetlersek;
-
Çeşitli
spor alanlarında bir takım faaliyetler yürütülebilir. Karşılaşmalar ya da
turnuvalar düzenlenir. Spor tesisleri kurulabilir.
-
Aynı
alanda üretim yapan, faaliyet gösteren başka iş yerlerine geziler
düzenlenebilir. Bu şekilde hem birlikte bir sosyal faaliyet içerisinde
bulunulur hem de çalışanların kendilerini geliştirmeleri ve bilgilenmeleri
sağlanmış olur.
-
Kütüphane,
müze, sergi vs gibi kültürel etkinlikler gerçekleştirilebilir.
-
İşletmenin
kuruluş yıldönümü, yılbaşı veya buna
benzer konularda kutlamalar, müzik şöleni, yemek düzenlenebilir.
Bu
tür düzenlemelerde çalışanlar açısından bir zorunluluk gibi algılanmaması için
mutlaka organizasyonların onlar tarafından yapılması, talebin onlar tarafından
gelmesi ya da organizasyonda yer almaları sağlanmalıdır.
Yöneticiler
bu tür etkinliklerde hem çalışanlarla birlikte olarak bir dayanışma ve bütünlük
duygusu verirler hem de iyi bir gözlemci olmayı başarırlarsa çalışanlarının
serbest ortamlardaki davranışlarını izleyerek onlara dair yeni şeyler
öğrenebilirler. Örneğin inisiyatif alma, kendini dinletme, önerilerini kabul ettirme
gibi konularda başarılı olanların liderlik özellikleri olduğunu keşfedebilirler.
18 Mart 2015 Çarşamba
Ders IV - Motivasyon Kuramları
MOTİVASYONDA ÖZENDİRİCİ ARAÇLAR
(isteklendirme)
Motivasyonun
temel amacı işgörenlerin çalışmaya istekli olmalarını sağlamak ve böylece
verimliliği elde etmektir.
Bu
amaçla düşünürler, bilim adamları ve işletme yöneticileri bir çok çalışmalar
yapmış ve bir çok öneriler ortaya atmışlardır. Bunların bir kısmını, tarihte iz
bırakanları gördük. Klasik yöntemcileri ki bunlar “makine kuramı” olarak da
adlandırılıyordu. Buna karşı çıkan ve eksik kalan insan unsurunu ön plana
çıkaran neo klasik kuramcıları da görmüştük. Sonrasında Maslow’dan başlayarak
bazı önemli motivasyon kuramlarını da gördük.
Ancak
bütün bunlara rağmen yani sunulan ve uygulanan bunca kurama, öneriye rağmen
istenen başarının yakalandığı söylenemez. Hala daha bir çok işyerinde ve devlet
kurumlarında düşük verimlilikten, var olan personelin özelliklerinin layıkıyla
değerlendirilememesinden, çalışan sayısı çok olmakla birlikte verimli bir tempo
yakalanamadığı ya da iş yerinde adaletin, çalışanlar arasında dengenin
sağlanamadığından şikayet edip bunların olumsuz sonuçlarıyla karşılaşıp
duruyoruz.
O
yüzdendir ki yeni arayışlar, yeni araştırmalar ve çalışmalar sürüp gitmektedir.
Bunlardan birisi de motivasyonda özendirici araçların devreye sokulmasıdır.
Tahmin
edersiniz ki bu “araçlar” her işletme, her toplum ya da her organizasyon için
aynı olamaz. Öte yandan bu motivasyon araçları her durum ve zaman için de
geçerli ve yeterli olamaz. Toplumsal, kültürel ve ekonomik farklar, hatta
gelenekler ve alışkanlıklar bunların etkili olup olmamasında önemli
faktörlerdir. Yani bir toplulukta işe yarayan, özendirici olan motivasyon aracı
bir başkası için aynı etkiye sahip olmayabilir.
Örneğin
içinde bulunduğumuz tüketim çağında, tüketim toplumu içinde yetişen insanlar “daha iyi, iyinin düşmanıdır” veya “daha
yüksek gelir, iyi gelirin düşmanıdır” sonucuna varacağımız bir tutum içerisinde
olabilmektedirler. Bu tutumu benimseyen
kişiler için motivasyon kaynağı normal olarak ekonomik araçlardır.
Ancak,
geleneklerine bağlı, kanaatkâr, mütevazı yaşamanın erdemlerine varmış, mistik
toplumlarda kişileri çalışmaya motive edecek araçlar ekonomik araçlar
olmayacaktır. Bu toplumun insanlarının çalışmaya özendirilmesi ancak sosyo
kültürel, sosyo psikolojik araçlar yoluyla sağlanacaktır. “Bir lokma bir hırka”
ya da “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” şiarıyla yetişmiş, kendilerine
bunları rehber edinmiş toplulukların motivasyon unsurları ve çalışma mevhumuna
bakışları da elbette farklı olacaktır.
Bir
diğer olgu, motivasyonda yararlanılacak araçların tespitinde, seçiminde ve
etkinliğinde işletme yöneticilerinin önemli bir payı olduğudur. Bu araçların doğuracağı olumlu ya da olumsuz
tepkilerin ya da verimliliği artırmada işe yarayıp yaramayacakları
yöneticilerin anlayış ve davranışlarıyla yakından ilişkilidir. Yani malzemeler
aynı olsa bile bu malzemelerle ortaya çıkarılacak yemek aşçının eline,
bilgisine, donanımına, sezgisine göre farklı lezzette olacaktır. Aynı
malzemeler kullanılarak nefis bir yemek elde edilebileceği gibi kötü ve
beceriksiz bir aşçının elinde o malzemelerden ağza konmayacak derecede berbat
bir yemek de ortaya çıkabilecektir.
Yani
motivasyon araçlarının seçiminde ve uygulanmasında yönetenlerin işyerinin
atmosferini tanımakta, çalışanların özelliklerini ve değerlerini bilmekte mahir
olmaları gerekmektedir. Ancak böyle bir durumda doğru motivasyon araçları
devreye sokularak ve bunlar uygun koşullarda, uygun yöntemlerle
etkinleştirilerek başarı sağlanabilir.
Bu
şu demektir; İşletmeyi yönetenlerin başarısı, yönettikleri örgütte
çalışanların, ekonomik ve sosyo-psikolojik yapılarını yakından tanımalarına ve
çalışanlar tarafından benimsenen bir politikanın izlenmesine bağlıdır.
Kısaca
tıpkı diğer konulardaki kuramlar ya da teorilerde olduğu gibi motivasyon konusunda
da evrensel özellikte olan bazı özendirici araçların varlığı kabul edilse bile,
her kişiye, her topluma ve nihayet her işletmeye uygun bir motivasyon
modelinden söz etmek mümkün değildir.
Sadece
genellikle geçerliliği kabul görmüş olan, bir çok araştırma sonucuyla
desteklenen ancak önem sırası değişen motivasyon araçlarından söz edebiliriz.
Bunlar 4 başlık altında toplanmışlardır.
1-
Ekonomik
Araçlar
2-
Psiko-sosyal
Araçlar
3-
Örgütsel
Araçlar
4-
Yönetsel
Araçlar
A-
Ekonomik Araçlar
İşletmelerin
kuruluş nedeni ve insanların çalışma nedeni özünde ekonomik temele dayanır.
Girişimcinin
temel amacı, gelirini olabildiğince artırarak kendi çıkarlarını maksimize
etmektir. Normal olarak böyle bir kuruluş motivasyon faktörlerine de bu açıdan
yaklaşacaktır.
İnsanları
çalışmaya sevk eden en güçlü faktörün ise kendisinin ve ailesinin yaşamını
idame ettirecek sürekli ve yeterli bir gelire sahip olmaktır. Dünyanın büyük
çoğunluğunda işsizlik hüküm sürmekte olduğundan işsizlik korkusu modern insanın
en büyük sorunlarından biridir. Kendi yerini almak ve hatta daha az paraya ya
da daha kötü koşullarda çalışmaya razı sırada binlerce işsiz insanın
beklediğini bilmek çalışanları yönetenlerin kendisinden beklediklerini vermeye
zorlar.
İşte
işletme sahipleri yani patronlar ve çalışanların içinde bulundukları bu
koşulları hiç unutmadan motivasyonda ekonomik araçları incelemeye başlayalım.
1-
Ücret
Artışı
Ekonomik
özendirme araçlarında kullanılan en eski ve en yaygın özendirme aracıdır. Ücret
sadece geleneksel kuramcıların değil, bugün dahi bir çok yöneticinin
motivasyonu sağlayan en etkili araç olduğuna inandığı faktördür. (aksini gösteren araştırmalar olmasına rağmen bu inancın
neden sarsılmadığı ve neden ücret artışının en yaygın kullanılan motivasyon
aracı olduğunu ve asgari ücret mevhumuyla bu aracın nasıl bir arada
düşünüleceğini tartışınız).
Bu
noktada şunu da söylemeliyiz ki çalışanlar üzerinde ücret artışının yarattığı
motivasyondan çok benzer ya da aynı işleri yapanlar arasındaki farklı
ücretlendirmeler olumsuz etki yaratmaktadır. Bu adalet duygusunu zedelemekte ve
iş barışını bozmaktadır. O yüzdendir ki öncelikle iş ortamında adaletin
sağlanması, hakkaniyet ilkesiyle hareket edilmesi ve iş barışının hüküm sürmesi
gerekmektedir.
2-
Primli
Ücret
Çalışanlar
sabit ücretlerinin dışında daha verimli çalışmaya özendirilmek amacıyla ek
ücretlendirmeye tabi tutulabilirler. Bu ek ücrete “prim” adı verilir.
Belli
bir siparişin yetiştirilmesi, bir işin belirlenen zaman içinde bitirilmesi vb
konularda çalışanları daha fazla çalışmaya özendirmek, uzun çalışma saatlerine
motive etmek için prim vaat edilebilir.
Prim
miktarının saptanmasında çeşitli yöntemler kullanılır. En yaygın yöntem saat
başına ya da parça başına göre yapılan ücretlendirmedir.
Primli
ücret yönteminin her iş alanında kullanılmazı mümkün olmayabilir. Bunun nedeni
de doğası gereği bazı işlerin birim olarak hesaplanmasının zor hatta imkansız
olmasıdır. Bu durumda işverenin gelişigüzel ya da uygunsuz şekilde primlendirme
yapması çalışanlar arasında huzursuzluğa yol açacaktır.
Bir
diğer husus primin varlığı çalışanları daha çok üretmeye teşvik ederken işin
kalitesinin düşmesi tehlikesidir.
İşte
motivasyon araçları seçilirken bütün bu olasılıkların ve seçilen yöntemin artı
ve eksi özelliklerinin iyice hesaplanması ve dikkate alınması gerekmektedir.
Aksi durumda amaç hasıl olmayacaktır. Amacın hasıl olmaması bir yana ilerleyen
zamanda olumsuz etkiler görülebilecektir.
3-
Kâra
Katılma (Kâr Payı)
Bu
yöntem yani işletmenin ekonomik kazancının artması durumunda kazancın
çalışanlar arasında açık ve dengeli bir şekilde paylaştırılması işgöreni motive
etmek bir yana işletmeye bağlaması açısından da etkili olacaktır.
Sistemin
temel noktası, işletmenin her dönem sonunda elde ettiği kârın bir bölümünün
işgörenlere bırakılmasıdır.
Bu
yöntemin kullanılması, üretimin gerçekleşmesinde en az sermaye faktörü kadar
emek faktörünün de etkili ve vazgeçilmez olduğu gerçeğinin kabul edilmesi
demektir.
Kâra
katılma yöntemi de en eski ve geçerli uygulamalardan biridir. İlk kez 1886
yılında, Amerika’da bir firma tarafından kullanılmıştır.
Avrupa’da
(Fransa) ise ilk ciddi uygulama 1967 yılında yayımlanan bir cumhurbaşkanlığı
raporuyla başlar. Bu raporda “İşçileri
işletmelerin gelişmesine doğrudan doğruya katmak gerekir. İşçilerin bu gelişmeye katılması kadar elde edilen kazanca
da katılmasının zorunlu hale getirilmesi zamanı gelmiştir. Toplumumuzun
çıkarları, işveren ve işgören kesiminin işletmelerin gelişimine birlikte
katılmasını ve bu ortak çabalardan oluşan kârların birlikte paylaştırılmasını
gerektirir” denilmektedir.
Bu
kâr dağıtımı çeşitli şekillerde yapılabilir.
-
Nakit olarak
dağıtılabilir:
bir yıl sonunda elde edilen kârın belli bir yüzdesi nakit olarak çalışanlar
arasında bölüştürülür.
-
Ertelenmiş
dağıtım
: emeklilik ya da ölüm halinde ödenmek üzere her yıl elde edilen kârdan belli
bir yüzdenin ayrı bir hesapta biriktirilmesidir.
-
Karma dağıtım : Yukarıdaki
her iki modelin birlikte uygulanmasıdır. Yani yıl sonunda elde edilen kârdan
dağıtılmak üzere ayrılan payın bir kısmının nakit olarak dağıtılması bir
kısmının iste daha sonra dağıtılmak üzere ilgili hesapta biriktirilmesidir.
Dağıtılacak
kârın hesaplanmasında belirli bir yöntem yoktur. Her işletme vergiler,
yatırımlar, işgörenin hizmet süresi, çalışma alanı, taşıdığı unvana ve
işletmenin koşullarına uygun verilere göre kendi marjını hesaplayacaktır.
4-
Ekonomik
Ödül
Parasal
ödüldür. Başarılı bir performans sergileyen ya da işyerinde işleri
kolaylaştıracak veya verimi artıracak yeni bir yöntem geliştirenlere işletmeler
parasal ödül vermeyi seçebilirler. Aynı şekilde işe düzenli ve vaktinde gelip
giden, işletme çıkarlarına sadık tutum içinde olanlar da yönetenler tarafından
ekonomik olarak ödüllendirilebilirler.
Bu
yöntemde en önemli nokta ödülün sıcağı sıcağına ve gösterilen başarının hemen
ardından verilmesidir. İkinci özen gösterilmesi gereken konu gösterilen başarı
ile verilen ödülün birbirini dengeleyici durumda olmasıdır. Ödül az ya da çok
olmamalıdır.
İnsanın
doğasında yaratıcılık ve yapıcılık vardır. Ödül bu özelliklerin ortaya
çıkmasında etkili bir rol oynayacaktır.
Günümüz
dünyasında bu yöntemin başarılı olması ödülün kişisel olması, başarıyla
orantılı olması ve hemen ödenir olmasına bağlıdır.
Elbette
çalışma ortamında iş güvenliği, sömürüsüz bir çalışma düzeni, çalışanlar ve
yönetenler arasında insanca ve yapıcı ilişkilerin kurulmuş olması her şeyden
önemlidir. Yoksa hayatını riske atarak çalışmak zorunda bırakılan insanlara
işlerini ölmeden sürdürdükleri için ödül vermekten söz edilemez.
B-
Sosyo-psikolojik Araçlar
Bilinmesi
ve asla ödün verilmemesi gereken en önemli meselemiz çalışanların
aldatılmaksızın ve sömürülmeksizin çalıştırılmalarıdır. Aldatma ve sömürü
olmadan, insanca yaşama koşullarını sağlayacak bir ücret karşılığında ve
adaletin hakim olduğu bir çalışma ortamında işçilerin verimli çalışmasından ve
bu verimin artırılmasından söz edebiliriz. Yoksa kötü koşulların söz konusu
olduğu ortamlardan ve neredeyse kölelik düzeyinde bir çalışma düzeninde
herhangi bir özendirmeden ya da verim artışından söz etmek mümkün değildir.
Bütün
halklar sömürü düzeninin hüküm sürmediği, hakça bir düzende yaşama ve çalışma
özlemi içerisindedirler. Sömürü ekonomik olduğu kadar psikolojiktir de. Hatta
günümüz koşullarında psikolojik olarak sömürülmeyen herhangi bir insandan söz
etmek mümkün değildir. Çünkü artık globalizm denen küresel köyün içinde, hep
beraber yaşamaktayız. Dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir olaydan
habersiz kalmamız ya da ondan etkilenmemiz mümkün değildir. Devletlerin
birbirine sıkı sıkıya eklemlenen ekonomik düzenleri nedeniyle falanca ülkenin
komşusuna savaş ilan etmesi dünyanın öteki ucunda yaşayan insanların ekonomik
düzenine etki yapabilmektedir. Ya da Çin’de her yılın ortalama pirinç
üretiminin bu yıl yakalanamaması yalnız Çin’de değil bütün dünyada pirinç ve
hatta ona ikame malların fiyatlarının artmasına neden olmaktadır.
İşte
bu yüzdendir ki çalışanları sadece ekonomik bir varlık olarak görmek ve onları
üretim sürecinin bir parçası olarak değerlendirmek ve bu bakışla sadece para
karşılığında onların beceri ve bilgi birikimlerini kullanmaya kalkmak ekonomik sömürüdür.
Öte
yandan çalışan insanların birer sosyal, duygusal varlık olduklarını “sözde”
kabul ederek onlara dinlenme, eğlenme,
tatil gibi bazı olanaklar sunarak onları “sosyal sömürüye” tabi
tuttukları da vakidir.
İnsanca
ve hakça bir çalışma düzeninde insanlar ekonomik sistemin hizmetinde değil,
ekonomik sistem insanların hizmetinde olur. Bu nedenle çalışma ortamlarında
hüküm süren atmosferin hangi koşulların ve anlayışın bir sonucu olduğu üzerinde
kafa yormalıdır. İşletmelerin yani patronların
kârı çalışanların mutluluğundan önce geldiği sürece iş barışından ve
sömürüsüz düzenden söz etmek mümkün değildir.
Şimdi,
bütün bunların ışığında çalışma yaşamında verimliliği artıracak
sosyo-psikolojik motivasyonlara bakalım:
1-
Çalışmada
Bağımsızlık
Endüstri
devrimi öncesinde ve bugün hala varlığını sürdüren küçük işletmelerde,
işgörenlerin bağımsızlık duygusunu tatmin edecek olanaklar mümkün olsa da
günümüz teknolojisinde, devasa büyüklüğe ulaşan işletmelerde bunu sağlamak hiç
kolay değildir. Hatta imkânsıza yakındır.
Buna
rağmen hiç olmazsa psiko-teknik araçlar kullanılarak işgörenlerin yetenek ve
meraklarını saptayıp hiç değilse ilgili oldukları alanda çalışmalarını sağlamak
mümkündür.
İnsanlar
aşırı baskı altında çalışmaktan hoşlanmazlar. Her konuda işlerine müdahale
edilmesinden, emir verilmesinden ya da etki altında kalmaktan kaçınırlar. Bu
nedenledir ki merkezcil yönetim anlayışı altında katı ve sert yöneticilerin
bulunduğu işletmelerde verimliliğin düşük olduğu bilinmektedir. O yüzdendir ki
yetki ve sorumluluğun aşağı doğru göçerildiği, insan merkezli yönetimdir insana
uygun olan.
2-
Sosyal
Katılma
Çalışanların
sosyal katılım ihtiyacı farklı düzeylerde gerçekleştirilebilir. Bunlar;
-
Kişiler
bir grubun üyesi olma ve onunla dayanışma ihtiyacı duyarlar. O yüzden
seçtikleri grup ile hareket eder ve onunla bütünleşirler. Çalışma düzeni buna
elverecek şekilde olmalıdır.
-
Çalışanlar
işletmede ve kendi bölümlerinde nelerin olup bittiğini öğrenme ve olan bitenden
haberdar olmak ihtiyacı duyarlar. Kişi dahil olduğu gruptan bu anlamda
yeterince beslenmezse grubun dışında kalma ve varlığını kaybetme korkusu duyar.
-
Son
kertede işgören grubun özelliklerini taşıyan ve grubun üyesi olmaktan memnun
olan kişidir. Grubunun değerlerini kendi
değerleri olarak benimsemiştir ve grubun varlığını sürdürmesi için çaba sarf
eder. Bu aşamada kişi korkusuzca duygu ve düşüncelerini açma fırsatını elde
etmiştir ve mutludur.
Yöneticilerin
bir çoğun çalışanların ekonomik ihtiyaçlarını her zaman ön planda tuttuğuna
inanarak sosyal katılımı pek önemsemezler. Oysa bu sosyal olmaktan öte doğal
bir olgudur.
Bu
yüzden engellemek yerine desteklemek gerekmektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

